Friday, October 13, 2006

Cübbeli olayı: Sorular - cevaplar

Ahmet TAŞGETİREN

-Cübbeli Ahmet olayı ne anlama geliyor?

-Bir kere Cübbeli Ahmet'le ilgili bilgiler net değil. Onun için somut olarak böyle bir ismi değerlendirmekten kaçınırım. Medyaya yansıyan olaylar ise, bizzat yansıtanların vurgusuyla baktığımızda Türkiye'de herhangi bir insanın yaşayabileceği cinsten olaylar. Peki ne tartışılıyor? "Ahlaki tutarlılık" tartışılıyor. Özde tartışılan şu: Bir dini topluluğun önüne geçen bir insanın söyledikleriyle yaptıklarının birbirini tutmaması. "Bu önemsenmeli mi?" diye sorulduğunda, bu işi gündeme getirenlerin niyeti kötü, artı kendi hayatlarında çok daha derin müptezellikler bulunuyor olsa da, "Ahlaki tutarlılık sorgulaması dindar insanlar tarafından önemsenmeli" diye düşünürüm. Peki "Dindar camiada böyle, yani liderlik seviyesinde, söylediği ile yaptığı birbirini tutmama, para ve kadın ilişkilerinde yanlışlıklar içinde bulunma gibi bir ahlaki sorun ortaya çıkması mümkün mü?""Evet, tabii ki mümkün" diye cevap vermek gerekir diye düşünüyorum. Bunun örnekleri her zaman görülebilir. Görülmüştür de. diye sorulduğunda da

Şu kesin ki, "dindar insan" temiz bir hayat kurmaya niyetli insan demektir. İnsanlar din ile ilişkiyi bunun için kurarlar. Toplumun her alanında önderlikler olduğu gibi dini alanda da önderlikler oluşur. Hem bilgi aktarıcılığı anlamında hem kişilik terbiyesi anlamında öne çıkanlar da, onların ardından gidenler de bulunur. İlim halkaları ve gönül halkaları böyle oluşur. Burada da amaç, ilim halkası için ilmi gelişme sağlamak, kişilik terbiyesi için sağlıklı bir Müslüman kişilik edinmektir. Önder konumundaki ilim adamı da, mürşid de etrafına toplanan insanları bilgi ile donatmak ya da onların kişiliğini yanlışlıklardan arındırmak gibi bir misyona sahiptirler. Bu çerçeve düzenli işleyebildiği gibi yanlış da işleyebilir. Onun için "ilim talibi" için gerekli olan "şarlatan" değil "gerçek bir alim" bulmak, "kalbi eğitim talibi" için de gerekli olan "şarlatan" değil, "gerçek bir mürşid" bulmaktır.

"Şarlatan"la yola çıkan için hem ilim arayışı hem gönül eğitimi arayışı hüsranla sonuçlanabilir. Çünkü sonuçta her iki alanda da "sevgi - bağlılık- güven" öne çıkıyor. Güvenmediğiniz alimle de buluşmuyorsunuz, mürşidle de... Güven - sevgi - bağlılık olunca da, kuşku, sorgulama gibi insanların savunma sedleri bir ölçüde zayıflıyor.

İslam ilim ve tasavvuf tarihinde bu alanda sayısız uyarılar yapılmıştır. Buna rağmen, şarlatanlar her zaman varolmuştur. İnsanın sınavı her kademede var. Dolandırıcılığın, insanların kalbi bağlılık göstereceği durumlarda daha çok vurgun yapma ihtimali de bulunuyor. Güncel olan ahlaki sorgulamada yapılacak olan nedir? İki uyarıdır:

1. Kur'an'da mevcut bulunan "Yapmadığınızı niye söylüyorsunuz?" şeklindeki ahlaki uyarıya herkesin kulak vermesi. Kimsenin kendisine bağlananlardan daha güzel bir hayatı yoksa, öne geçmemesi... Önderliğin, izinden gidenlerden çok daha ciddi bir kişilik disiplini gerektirdiğinin idraki. Önder kişiler tarafından sergilenen ahlaki anlamda tutarsızlığın, herhangi bir bağlı kişiden çok daha sarsıcı, din için de yaralayıcı olduğunun bilinmesi... Tabii böyle bir uyarı, içinde din konusunda azıcık samimiyet bulunan kişi için etkilidir. Böyle bir samimiyet yoksa, din alanı o kişi için tamamen bir sömürü imkanı olarak düşünülmüşse, bu ikazlar anlamsızdır. O tür kişiler için yine Kur'an'da bulunan "Allah'ın ayetlerini küçük bir baha karşılığında satma" tanımlaması geçerlidir ki o, gerçekten büyük vebaldir.

2. Burada ikinci ders, kalb eğitimi ve bağlılık arayışındaki insanların elini tuttukları, birlikte yürüyecekleri, "önder" diye bağlanacakları insanların ellerinin ve yüreklerinin temizliğine, sağlıklı bir terbiye sistemlerinin bulunup bulunmadığına iyi dikkat etmeleri gereğidir. İlim yolculuğu da, kalb yolculuğu da sonunda insanın ömrünü koyduğu, kişiliğini adadığı bir hadisedir. "İnsanlar önderlerinin dini üzeredir" diye bilinen bir söz var. Yani önderlerin, kişinin şahsiyetini derin biçimde etkilediği kuşkusuzdur. Onun için seçimde mutlak titizlik gerekiyor.

-Peki niye bir önder bulunsun ki? Bu istismarlara düşme riskini üstlenmek yerine, tek başına yolculuk, tek başına kişilik inşası söz konusu olamaz mı?

- Bu soruya teorik planda "Neden olmasın?" diye cevap vermek mümkün. Aslında İslam, din konusunda tamamen "bireysel sorumluluk" esasına dayanıyor. Ben Abdülkadir Geylani'nin bir sözünü çok severim; der ki:

-Hiç kimse bir başkasının yerine yaşamaz.

-Hiç kimse bir başkasının yerine hayat defterini yazmaz.

-Hiç kimse bir başkasının yerine tevbe etmez.

-Hiç kimse bir başkasının yerine ölmez.

-Hiç kimse bir başkasının yerine yargılanmaz.

Evet, herkes kendi hayat defterini yazar ve herkes tek başına yargılanır.

İslam Allah'la ilişkide de bir aracı kabul etmez. Klasik ifadesi ile söylersek "İslam'da ruhban sınıfı yoktur." Herkes Rabbine tek başına ve bütün samimiyetiyle yönelebilir. Dua edebilir, tevbe edebilir...

Buna karşılık ruhbanlık biçiminde, yani Allah ile insan arasına girmek anlamında değil ama eğitim ve öğretimin işleyişinde rehberlik - önderlik insani bir durum. Bilgiyi sizden önce öğrenenin, ya da çok daha engebeli yolların söz konusu olduğu kalbi eğitim yolculuğuna sizden önce girenlerin, size öğretecekleri önemli şeyler bulunabilir. Ayrıca özellikle kalbi eğitim işinde "önderlik kumaşı" diye bir şeyden de söz edilebilir. Bunlara baktığımızda toplumların hayat seyrinde önderlikler oluşuyor ve insanlar onların etrafında toplanıyorlar. Bu yolla pek çok insanın gerçekten kalbi bir eğitim aldıkları, Allah'a yakınlık duygusunun geliştiği, daha güzel bir Müslümanlık kıvamına ulaştıkları da doğrudur.

-Peki önderlikler alanında güncel olayda sergilendiği gibi ahlaki sorunlar, istismarlar, tutarsızlıklar oluşabiliyorsa, bu ne kadar yaygındır?

-Tabii ki yaygınlığı ölçmek mümkün değil. Belki bu tür kampanyalar tüm bu alanı problemli göstermek amacı taşıyor olabilir. Ama bu işin başlangıcı temiz niyetlere bağlıdır. Yani, ahlaki savruluşlara karşı, kişilik kayıplarına karşı, insanın Allah'ın gözetiminden çıktığını düşündüğü sapmalara karşı bir iç disiplin oluşturma çabasıdır diyelim tasavvuf. Tarikat oluşumları da bunun içindir. Ama insanoğlu Allah'ı unuttuğu, O'nunla bağlarını kopardığı, Şeytan'ın adımlarına tabi olduğu zaman böyle bir alanın bile canına okuyabilir, çünkü insanda kötülüğe yöneliş potansiyeli de vardır.

-Peki ne yapmalı istismarlardan korunmak için?

-Müteyakkız olmalı. Her durumda. Her kararda. Her adımda. Aslında tasavvuf böyle bir duyarlılığı, teyakkuzu, uyanıklığı, diriliği gerektiriyor. Kalbinizi emanet edeceksiniz, onun için her an kalbinize mukayyet olacaksınız. Bir müslümanın en duyarlı olacağı alan kalbidir. Tasavvuf bir kalb duyarlılığıdır. Oraya Allah'ın dışında hiçbir kudretin etkisi olmasın. Tasavvuf buna "Kalbi Allah'ın dışındaki tüm güç odaklarından korumak" diyor. Bir müslüman kalbi için "saldım çayıra Mevlam kayıra" türü bir seyipleme söz konusu olamaz.

-Peki medyadaki şu son yayını nasıl görmek lazım?

-Bence böyle bir sorgulamayı en az yapma hakkı bulunanlar onlardır. Böyle durumlarda konuşan kişinin kendi ellerinin temiz olması, kendisinin ahlaki tutarlılığa sahip olması gerekir. O medyada bu temizlik var mı? Ben olduğunu düşünmüyorum. Yazık ki o tür kesimlere malzeme olacak problemli alanlarımız var.

1 comment:

gaykedi said...

Şu seccadeye tapanlar acaba nedirler?
Yükleri ikiyüzlülük olan eşektirler.
Daha kötüsü Din perdesi arkasında onlar
Müslümanlık satarken gavurdan beterdirler.

Ömer Hayyam' dan bir dörtlük daha;

İçmiyorsan bari içenleri kınama,
Dolap düzene sapma, masal da anlatma!
Şarap içmem diye övünmedesin ama
Şarap hiç kalır yediğin haltlar yanında.

http://www.gaykedi.blogspot.com/

Üç Osmanlı yazarı Nobel Edebiyat Ödülü almıştı!

Mustafa Armağan Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması geniş yankı uyandırdı. Bu ödülü alan ilk Türk olduğu manşetlere kadar çıktı. ...